2017
Written by Kemal:
Amerika ile ilgili yazmayacağım, merak etmeyin. 🙂
Bilakis; henüz Avustralya macerasına başlamamış olanlar için bir erken uyarı, başlamış olanların da büyük ihtimalle hissetmeye başladıkları duyguları biraz açmak istiyorum.
Tam 5 yıl önce, Avustralya maceramız başlamadan hemen önce paylaştığım bir Facebook fotoğrafı karşıma çıktı. O fotoğraf, bir anda çok şeyi hatırlattı. Kendimi sanki 5 yıl değil de 15–20 yıllık bir dönem yaşamış gibi hissettim. Çünkü “comfort zone” dediğimiz rahat yaşam alanı içinde geçen zaman, insan fark etmeden akıp gidiyor. Ancak o rahatlığın dışına çıktığınızda, en basit gündelik işler ve olaylar bile birden gözünüzde büyüyor ya da olduğundan çok daha fazla zaman almaya başlıyor.
Doğal olarak bunun sonucu şu oluyor:
Normalde 15 dakika sürecek bir market alışverişi bir anda 1 saate çıkabiliyor. Çünkü ya yıllardır aradığınız ürünü bulmak için mağazanın içinde üç tur atıyorsunuz ya da alışık olduğunuz markaların yerinde yeller esiyor. Uluslararası birkaç marka dışında, bildiğiniz her şey değişmiş oluyor.
İlk başlarda yaşanan acemiliklerden sadece bir örnek bu. Bir diğeri de, İngilizce telaffuzunuzun sandığınız kadar iyi olmadığını hemen her durumda fark ettirmeleri… Ve bunun gibi irili ufaklı milyonlarca şey.
Neyse, beni alıp 5 yıl öncesine götüren o fotoğrafa döneyim.
2012 Haziran’ına ait bu fotoğrafta, motosikletimi satmıştım. Muğla’daki alıcıya teslim etmek üzere yoldayken, polis Cumhurbaşkanı geçeceği için otoyol trafiğini durdurmuştu. Aşırı sıcak bir gündü; şu an bile o sıcaklığı hissedebiliyorum.
2012–2017 arasındaki dönemi düşündüm. O kadar çok şey yaşamışım ki… Bu dönem, her ne kadar zorluklar ve mücadelelerle dolu olsa da bir o kadar da güzeldi. Vesile’yle birlikte bu yılları paylaşmak işleri çok daha kolaylaştırdı. Bu yüzden bana Avustralya’ya taşınmakla ilgili soru sorulduğunda hep şunu söylüyorum:
“Bu kararı mutlaka aile olarak verin.”
Umarım siz de Avustralya’daki yeni hayatınıza eşinizin desteğiyle başlıyorsunuzdur.
Bu fotoğraftan iki ay sonra Avustralya uçağına binmiştik. Aradaki dönem; eşya toplamak, akraba ziyaretleri ve çoğunlukla da tatil yapmakla geçti. Hatta bu geçici iki aylık süreçte her şeyi planlamış ve yoluna koymuş olmanın verdiği rahatlıkla kendimle gurur bile duymuştum.
Ta ki bir sabah uyanana kadar…
Herkes uyurken, gün yeni yeni ağarıyordu. Sessizliğin ve yeni doğan günün keyfini çıkarırken, kendi keyfimi kaçıran bir farkındalık yaşadım. Bugün bile o anı çok net hatırlıyorum ve “iyi ki fark etmişim” diyorum.
Etraf sessizken, dikkatinizi dağıtacak bir şey olmadığında, gününüzü ve yaklaşan olayları daha net düşünüyorsunuz. O sabah aklımdan geçenler şunlardı:
Türkiye’de; iş, ev, aile ve akrabalar sadece bir telefon mesafesi. En olağanüstü durumda bile size yardım edecek birçok insan etrafınızda. Bir süre sonra uçağa bineceğiz ve 8–9 parça bavulla, hayatımızda hiç görmediğimiz bir şehre ineceğiz. Facebook’tan tanıştığımız ve bizim için geçici bir ev ayarlamış olan bir kişi dışında, bizi orada ne bekleyen var ne de geldiğimizi fark edecek biri…
Perth’e her gün inen onlarca uçaktan birinin içindeki yüzlerce yolcudan sadece birkaç kişiyiz, o kadar.
Bu farkındalıktan önce, Avustralya’da ne kadar kolay iş bulacağımı ve Türkiye’ye kıyasla hayata ne kadar rahat başlayacağımı hayal ediyordum. Açık söyleyeyim:
Hiç de burnumdan kıl aldırmıyordum.
Ne kadar ukalaymışım… Tam bir kendini bilmezmişim.
Bunu 5 yıl sonra söylemek kolay. Gidin bir de 5 yıl önceki Kemal’e anlatmaya çalışın bakalım… Ne mümkün!
O sabah yaşadığım farkındalık, belki küçük bir uyarıydı. Ama artık düzeltme yapmak için çok geçti. Yine de bu farkındalık, Avustralya’daki “duvara toslama” anımı biraz olsun yumuşattı.
Bunları yazmaktaki amacım, sizlerin başlangıcına olumsuz bir hava yüklemek değil. Sadece şunu söylemek istiyorum:
Eğer siz de benim gibi düşünüyorsanız, lütfen attığınız adımın farkında olun.
-
Kararı mutlaka ailece verin.
-
Gelmeden önce hazırlıklarınızı olabildiğince tamamlayın.
-
Benim yaşadığım hayal kırıklıklarını yaşamadan, hayata daha sağlam bir başlangıç yapın.
Gittiğim yerde kimsenin beni “kırmızı halıyla” beklemediğini bilmenin faydasını, bu yeni macerada çok daha iyi görüyorum. Çocukluğumda annemin sık sık söylediği bir sözü hatırlıyorum:
“Tırnağın varsa, başını kaşı.”
Sanırım mesele tam olarak bu.
Leave a comment
0 Comments