2017
Vesile’nin aşağıdaki yazısının ardından, son bir haftadır ben neler hissedim, taşınma (henüz devam ediyor olsa bile) nasıl başladı ve nasıl gidiyor biraz da ben yazmak istedim.
Bu siteyi bir süredir takip eden dostlardan ve arkadaşlardan şu tarz sorular geliyor:
-
“Haydaaa! Amerika nereden çıktı şimdi?”
-
“Avustralya mı, Amerika mı?”
-
“Neden gidiyorsunuz ki?”
Ayrıca bu soruları açıkça sormayanların bile, en azından içlerinden “Bunlar ne yapıyor, neden böyle yapıyor?” diye düşündüğünü tahmin ediyorum.
Vesile daha önce de bahsetmişti; Avustralya göçmenliğiyle Batı Avustralya – Perth’e taşındıktan sonra, Amerika Green Card çekilişinden de oturum izni kazandık.
“Gitsek mi, kalsak mı?” sorusunu inanın iki yıldan uzun bir süredir aile içinde, haftada birkaç kez, enine boyuna konuştuk.
Emre Bey’in yorumlarından birinde bahsettiği Can Çolpan videolarını da bir süre izledik ve onun da vurguladığı gibi, gidip görmeye — en azından denemeye — karar verdik.
Aslında Vesile aşağıda benden çok daha güzel özetlemiş: Denemesek, hep aklımızda kalacaktı. O yüzden denemeye karar verdik.
Karar vermemizde etkili olan ve bizi en çok düşündüren başlıkların başında, sizin de cevabını merak ettiğiniz şu soru vardı:
“Amerika mı, Avustralya mı?”
Uzatmadan söyleyeyim: Amerika’yı henüz bilmiyoruz. Şimdiye kadar yaptığımız tüm karşılaştırmalarda Amerika tarafı hep bir soru işareti olarak kaldı. Belki de “deneyelim” kararımızın temelinde, bu soru işaretini ortadan kaldırmak ve hayatımıza yeni bir bölüm eklemek vardı.
Karşılaştırma yaparken aklımızdan geçen başlıkları kısaca listeleyeyim:
-
Güvenlik: Avustralya çok güvenli bir ülke. Amerika?
-
Çocukların okulları: Çocuklarımız Avustralya’daki okullarından çok memnun. Amerika’da benzer devlet okulları bulabilecek miyiz?
-
Yaşadığımız mahalle: Çocuklarımız okuldan saat 15:30 gibi kendi başlarına yürüyerek eve gelebiliyor; biz işten geldikten sonra da sokakta komşu çocuklarıyla rahatça oynayabiliyorlar. Amerika’da bu mümkün olacak mı?
-
İş olanakları ve toplam aile geliri: Batı Avustralya ekonomisi son 6–7 yıldır pek iyi gitmiyor, iş olanakları sınırlı. Amerika’da ise en azından uzaktan bakıldığında bunun tam tersi bir tablo var.
-
İş–yaşam dengesi: Avustralya bu konuda oldukça iyi bir noktada. Amerika’da ise insanların çalışmak için yaşadığı söyleniyor.
-
Sosyal devlet ve sağlık: Avustralya’da işsizlik ve sosyal yardımlar Amerika’ya göre daha iyi gibi anlatılıyor. Ancak son birkaç yılda burada da bu yardımların ciddi şekilde kısıldığına birebir tanık olduk. Amerika’da ise özel sağlık sigortasıyla iyi hizmet alınabildiği söyleniyor. Öte yandan Avustralya’da da özel sağlık sigortası fiilen zorunlu; yaptırmazsanız yıl sonu vergi iadesinden ciddi kesinti oluyor.
Bu ana başlıkları uzun uzun düşündük ve “deneyelim” dedik.
Geçen hafta Florida, Jacksonville’e geldim. Bu satırları da şu anda buradan yazıyorum. Jet lag etkisini hâlâ tam atlatabilmiş değilim. Perth ile aramızda tam 12 saat fark var. Vesile ve çocuklar yatağa gittiğinde ben uyanıyorum; ben uyandığımda onlar uyuyor. Birkaç gündür aynı konuşmada hem “iyi geceler” hem “günaydın” diyoruz.
Gelelim yolculuğuma ve ilk izlenimlerime (sanırım bu kısım Vesile’nin özellikle ilgisini çekecek):
New York JFK Havalimanı’nın dünyanın en kalabalık havaalanlarından biri olduğunu duymuştum ama canlı yaşamak bambaşka bir şeymiş.
Paris–New York uçuşundan sonra Florida uçağım üç saat sonraydı. “Bu kadar uzun süre havaalanında ne yapacağım?” diye düşünürken, New York’a inince anladım ki beklemek zaten kaçınılmaz.
Aynı anda o kadar çok uluslararası uçak iniyor ki, CBP (Custom and Border Protection) memurları giriş işlemlerine yetişemiyor. 60 ayrı gişe ve self-service kiosklar var ama gelen insan sayısı bundan da fazla. Üç saatlik aranın yaklaşık 2,5 saati beklemekle geçti. CBP memuru ise işlemi 1–2 dakikada bitirdi.
Tek parça bavulumu alıp iç hat uçağına yetişmek için epey koşturdum. Havaalanındaki görevliler pek yardımcı değildi; yönlendirme tabelaları da beklentiyi karşılamıyor.
Jacksonville’e nasıl geldiğimi yol yorgunluğundan pek hatırlamıyorum. Delta, bu iç hat uçuşunu neredeyse Pegasus mantığında yaptı: Kalkıştan hemen sonra, su ve kraker dışında her şeyin ücretli olduğu anons edildi. Ardından zaten iniş anonsu geldi.
Jacksonville oldukça nemli bir iklime sahip. Vesile’ciğim, Ağustos ayında burası Adana–Antalya yazı gibi oluyormuş maalesef. Şu anda bile evlerde ve arabalarda klimalar sürekli çalışıyor.
İnsanlar Türkiye’deki kadar olmasa da yine de biraz agresif. Avustralya’daki sokak selamlaşmalarını ve güleryüzü arıyorsunuz doğrusu.
Bir başka fark: Avustralya’ya kıyasla burada kâğıt işi çok fazla. Avustralya’da resmî işlemlerin çoğunu online ya da telefonla halledebilirken, burada hâlâ evrak doldurmak, imza almak gibi prosedürler ön planda.
Pozitif tarafta ise hayat burada gerçekten geç saate kadar devam ediyor. Perth’te 17:00–17:30 gibi duran alışveriş, burada neredeyse hiç durmuyor. İlk gece cep telefonu hattımı saat 22:00 gibi Walmart’tan aldım; içerisi hâlâ doluydu. Alışveriş genel olarak Avustralya’ya göre daha ucuz. Ancak alışması zor olan şey, fiyatların vergi hariç olması. Kasada gördüğünüz fiyata %7 civarında vergi ekleniyor.
İnternet konusunda ise Amerika, Avustralya’nın epey önünde. Dün gece online form doldurup Comcast’ten internet siparişi verdim; bu sabah teknisyen geldi ve 12 saat içinde internet bağlandı. Avustralya’da iki büyük operatörle üç ay uğraştığımı ve kablolamayı bile kendim yaptığımı hatırlıyorum.
Yeni gelenlerin yaşadığı temel sorunlardan biri, kredi ve sigorta geçmişinin olmaması. History olmadığı için sigorta primleri yüksek oluyor; hatta faturalı telefon hattı almak için bile birkaç ay beklemek gerekebiliyor. Gerçi bu durum Avustralya’ya ilk geldiğimizde de birebir yaşadığımız bir şeydi.
Son birkaç yazıdır site biraz Amerika–Avustralya kıyaslamasına dönmüş olabilir ama umarım Avustralya’yla ilgili paylaştığımız bilgiler de işinize yarıyordur.
Şimdilik bu kadar.
Gelişme oldukça yazmaya devam edeceğim.
Leave a comment
0 Comments