2017
Kemal sonunda Jacksonville’e vardı. Bana söylediği ilk şey şuydu:
“Sakın JFK’den gelmeyin!”
Aktarması New York üzerindendi ve havaalanı acayip karmaşık ve kalabalıkmış. Öncesinde İstanbul’da bir gece kaldı, birkaç arkadaşıyla görüştü. Jacksonville’e indiğinde de arkadaşımız onu karşılamış, evine götürmüş. Sonra birlikte Walmart’a gidip telefon hattı falan almışlar. Kendi kiraladığı yere geçti mi bilmiyorum; şu anda orada sabahın dördü.
Kemal’in gidişinden beri geçen süre, kızlara ve bana bir ömür gibi geldi. Perşembeden beri sadece üç gün geçti ama bana sanki bir ay olmuş gibi geliyor.
Defne, akşamları ya da gün içinde durup dururken
“Ben babayı çok özledim”
diyor. İpek duygularını pek belli etmiyor. Ben ise kendimi ev işlerine ve temizliğe verdim. Sanırım kendimi meşgul tutmak için iş uyduruyorum.
Dün tek bir öğünde hem yeşil fasulye, hem mantı, hem de seafood chowder yaptım. Birbirleriyle alakasız üç yemek! Bugün de kızları izciliğe götüreceğim, benzin alacağım, İpek’i okulda bir projeye yazdıracağım ve Gumtree’de satışa koyduğum sehpaları almaya gelecek olan kişiye teslim edeceğim.
Bu arada okulda da durmadım. Bir toplantıya girip çıktım; bütün sınıfa küfür ve kötü söz öğreten bir çocuğun velisiyle görüştüm. Ondan önce de tüm birinci sınıf velilerine, Parent Education Session kapsamında yeni dil öğretim programımızın sunumunu yaptık.
Sınıfımda bir de stajyer öğretmen var. Ona takılıyorum:
“Kaç kurtar kendini, öğretmen olma!” diyorum.
Ama olacak gibi… En azından anaokulu öğretmeni olma, beyin diye bir şey kalmıyor dedim. O da “Zaten ben 3. sınıftan küçüklere öğretmenlik yapmayı düşünmüyorum” dedi.
Buradaki arkadaşlar sürekli arayıp soruyorlar. Bu akşam biri yemeğe bile çağırdı ama gidemedik; kızları izciliğe götüreceğim.
Aklım Kemal’de. Yolculuğunun bütün detaylarını dinlemek istiyorum: Pasaporttan geçerken kimle ne konuştu, polis yine fırça çekti mi? Orada hava nasıl? Ayarladığı oda nasıl, nerede? İnterneti var mı? Jetlag’i nasıl? Kendini nasıl hissediyor? Daha yüzlerce soru…
Ama onu sorularımla bunaltmamak için hiçbir şey sormuyorum. Cool takılıyorum. Sadece iyi dileklerde bulunuyorum:
“Hadi canım, iyi geceler. Seni seviyoruz. Selam söyle…”
Havadan sudan konuşuyoruz.
Tahlillerim geldi. Yüzümdeki kızarıklıkların ve kaşıntının lupusla alakası yokmuş; alerjik olabilirmiş. Tahlillerde sadece demir ve D vitamini eksikliği çıktı, o kadar. Çok mutlu oldum. Takviyeleri aldım, başladım. Bakalım nasıl bir fark hissedeceğim.
Bu arada karbonhidratı ve şekeri keserek üç ayda yaklaşık 5 kilo verdim. Kendimi daha hafif hissediyorum. Güzel bir duyguymuş.
Leave a comment
0 Comments