2017
Dün yazdıklarımdan sonra kendimi biraz nankör hissettim. Bugün bunun cevabını hayat kendi eliyle verdi sanki.
23 Nisan’ı kutlamak için TACH (Turkish Australian Culture House) South Perth’te bir organizasyon yapmıştı. Bütün Türkler bir araya geldik. Herkes paylaşmak için bir tabak yemek getirmişti. Çocuklara oyunlar hazırlandı, hediyeler dağıtıldı. Saz ve darbuka eşliğinde, insanın içine işleyen, tanıdık bir neşeyle harika bir gün geçirdik.
Sonra bir an durup başımı kaldırdım.
Işıldayan deniz… Masmavi gökyüzü… Halıdan bile yumuşak çimenlerin üzerinde yalınayak koşup kovalamaca oynayan çocuklarım… Martıları besleyen arkadaşları… İlerideki çocuk parkından gelen kahkahalar…
Arkadaş desen var, manzara desen var.
Güzellik, kolaylık, rahatlık, keyif… Hepsi bir arada.
Perth’e bir kez daha hayran kaldım.
Böyle bir şehri bir daha bulabilir miyim, gerçekten bilmiyorum.
Harika bir gündü.
Benim kafamda elli bin soru uçuşurken; gönlüm tekeri patlamış bir araba gibi bir ABD’ye, bir Perth’e savrulurken; kahve fallarından medet umarken, iş sitelerini didik didik ederken… Kemal içeride sakince bir film izliyordu. Eskiden buna köpürür, kızardım. Ama şimdi onu daha iyi tanıdığım için anlıyorum. Benim aceleci, telaşlı, delidolu hâlim; onun sakin, dingin, düşünen, gözlemleyen ve hiçbir şeyi aceleye getirmeyen tarafıyla bir denge buluyor.
Hayatta öğrenemediğimiz dersler, bir sınav gibi karşımıza tekrar tekrar çıkarmış. Ta ki o yaşananın içindeki gizli mesajı çözüp öğrenene kadar… Sabır benim en zorlandığım konu. Her şeyin bir an önce olmasını istiyorum. Bekleyişleri hiç sevmiyorum. İçimde bir ses sürekli,
“Haydi Kemal, madem gideceğiz, iş ara, bağlantı kur, oku, bir şeyler yap,”
diye çırpınıyor. Boşa harcanan her an bana ızdırap gibi geliyor.
Öte yandan biliyorum: Her şey olacağına varıyor. Su akıp yatağını buluyor. Burada kalsam da mutlu olacağım; gitsem de üç, bilemedin beş yıl sonra yine her şeyi yoluna koymuş, bugünkü kadar mutlu ya da mutsuz olacağım. School of Life’taki Stoics videosunun dediği gibi:
“No matter what, everything will be OK. I will survive.”
Öyle işte…
Belki siz de benim bugüne kadar pek görmediğiniz bir yüzümü görüyorsunuzdur. Belki bilinçaltım, gitmeye kendini hazırlamak için Avustralya’yı kötülemeye başlamıştır. Belki gitme girişimlerimiz sonuçsuz kalınca ya da cesaret edemeyince,
“ABD zaten şöyleydi, iyi ki gitmedik,”
diyen ben olacağım.
Sözün özü: Zor bir dönemden geçiyorum. Ruh hâlim dalgalı, düşüncelerim karışık. O yüzden burada yazdıklarımın gazına gelip bir şey yapmaya ya da yapmamaya karar vermeyin.
Okuyun, geçin…
Anlam ya da tutarlılık aramayın.
Sevgiler 🌿
Leave a comment
0 Comments