2017
Joseph Campbell, tarih boyunca yazılan ve anlatılan bütün önemli masalları ve mitolojik öyküleri incelemiş ve sonunda Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı bir kitap yazmış. Bu kitaptan ilk olarak Judith Liberman sayesinde haberdar oldum. O günden beri de bu konu ile ilgili bir şeyler yazma niyetindeydim. Hava sıcaklığı dünden bugüne 24’ten 14’e düşünce, biz de gezmeye bir gün ara verelim, odada zaman geçirelim diye düşündük. Kızlar Çizmeli Kedi izliyor, ben de hemen yazmaya koyuldum.
Hayatımız ancak anlatılınca anlam kazanıyor. Hepimiz var olma yolculuğumuzda farklı tecrübeler ediniyor, farklı maceralar yaşıyoruz. Bu taa geçmişten beri böyle. Ancak bütün toplumlar, halklar, kültürler ve efsaneler incelendiğinde, yaşamın bir ritmi olduğu ve hepimizin evrensel bir döngüde ilerlediği ortaya çıkıyor. Bu döngüde birçok ortak noktada buluşuyoruz. Ne tür bir hayat yaşarsak yaşayalım, aslında hepimiz kendi öykümüzün kahramanıyız. Kahramanın yolculuğu ise şöyle başlıyor.
Kendi hâlimizde sıradan bir hayat yaşarken bir şeyler oluverir ve bu bizi bir değişiklik yapmaya zorlar. Bu, comfort zone’umuzdan çıkmak anlamına gelir. Bugüne kadar sahip olduğumuz beceri ve bilgi bu yeni hayatta işe yaramayacaktır ve bu yüzden biraz çekiniriz; ama öte yandan bu yeni hayat bize yeni şeyler öğretmeyi ve dönüşüm geçirmeyi de vaat eder. Tek sorun, sonunu yola çıkmadan asla göremememizdir. Bu noktaya “the call” diyorlar. Bizi yolculuğa çıkmaya davet eden veya zorlayan böylesi bir çağrı bizi korkutabilir de heyecanlandırabilir de. Bir yandan gözlerimizi kapatıp yok saysak da mesaj durmadan kulaklarımızda çınlar ve o çağrı asla yok olmaz. Ok yaydan çıkmıştır artık. Gözümüzü nereye çevirsek onu görürüz; kapıdan kovsak bacadan girer ve sonunda düşünmekten bıkıp “Ya Allah” deyip yola çıkmaya karar veririz.
Bize göz kırpan yolculuğa niyet ettiğimizde artık yola çıkmış sayılırız ve geri dönüş yoktur. Bu yolda “allies”, yani yoldaşlarımız vardır. Bu kişilerle ya yolda karşılaşırız ya da başından beri yanımızdadırlar. Bize yardımcı olurlar, destek verirler, yalnızlığımızı ve korkularımızı paylaşırlar. Bu bir aile üyesi, bir dost, gizemli bir obje, bir inanç ya da bir hayvan bile olabilir. Benim yoldaşım tabii ki Kemal ve internet üzerinden ulaştığım göç tecrübeleri olmuştu. Bu adımı atan insanlardan ilham alıp cesaretlenmiştim. Mesela Melbourne Bound (melbournebound.wordpress.com) blogunu Avustralya’ya taşınmadan önce hep okurdum.
Bu bizi üçüncü aşamaya getiriyor: “The preparation” yani hazırlık. Hazırlık için göçmen danışmanı Ebru Hanım’a gittik. Attığımız ilk somut adım buydu. Bilgi topladık, para biriktirdik, bizi limana bağlayan kalın iplerimizi yavaş yavaş gevşetmeye başladık. Hazırlık fiziksel, psikolojik veya ruhsal olabilir. Karar verilmiştir artık ve bilinmezliğin getireceği her ne ise ona hazırlanmaya başlar insan.
“The guardians of the threshold” (eşik bekçileri), sizi yolunuzdan döndürmeye çalışanlardır. Bilerek ya da bilmeyerek yolunuza engel koyan; bacaklarınız titreyerek adım atmanızı engellemeye çalışan duygular, korkular veya kişiler olabilir bunlar. İtiraf etmeliyim, Kemal’in Amerika yolculuğunda bu eşik bekçisi bendim. Doğrudan ya da dolaylı her şekilde onun gitmemesi için çok çalıştım.
Eşikten geçmek (“crossing the threshold”), yabancı bir dünyaya doğru adım atmak demektir. Burada yeni beceriler edinmenin gerekliliğinin farkına varırız. Yolculuğumuz gerçek anlamda başlar. Uçağa binip Avustralya’ya doğru yola çıkışımız böyle bir şeydi.
“Road of trials”… İşte bu yolda yavaştan başlıyor problemler. Kahramanımız, yani siz, biz; bir dizi imtihandan geçeriz. Gücümüz, bilgimiz, cesaretimiz, inancımız test edilir. Sanki hiç düze çıkamayacak gibi sıkışmış, üzülmüş ve dipte hissederiz kendimizi. Umudumuz tükenir. Çoğu kez burada olduğumu hissettim; hatta zaman zaman hâlâ bu durağa gelip gidiyorum. Her şeyi sorguladığım, pişmanlıkla dolduğum, vazgeçmeye ve pes etmeye çok yakın olduğum bir yer burası. En büyük korkularımızla yüzleştiğimiz kapkaranlık bir mağara. Burada öleceğiniz kesindir. Ölseniz de kalsanız da hiçbir şeyin artık aynı olmayacağını bilirsiniz.
Ama en güzel şey kurtuluş: “The saving experience”. Bu hep vardır; kaçınılmaz bir şekilde orada durur. İnancınızı yitirseniz de, umudunuzu kesseniz de hep vardır. Ayaklarınızla yere vurup hızla yüzeye çıkıp derin bir nefes aldığınız yer burasıdır. Bir çaresi bulunur, karanlık gecenin ardından gün doğar. Aniden biri çıkar karşımıza; çok güçlü, değerli ve özel bir şey yaşanır; elimize o zor dağı aşacak bir araç geçer. Bir diploma alırsınız, bir sertifika tamamlarsınız, yeni bir bebek girer hayatınıza ya da bir bağlantı bulursunuz. Yolculuğunuzun gerçek amacını gerçekleştirecek bir mucize olur o anda. Bazen eski sizi öldürür ve küllerinizden yeni birini yaratırsınız.
İşte bu bizi dönüştürür: “Transformation”. Değişiriz, dönüşürüz, farklı bir birey oluruz. Büyür ve güçleniriz. Yeni dünyayı daha iyi görüp anlayacak bir aydınlanma, bir bilgelik gelir. Oraya daha iyi ayak uydurur, alışırız. Bu dönüşüm çoğu zaman duygusal, zihinsel ve ruhsaldır. Artık her şeye farklı bir gözle bakarsınız. Arkasından koştuğunuz şeyin aslında bir serap olduğunu ve çok daha özel bir şey keşfettiğinizi fark edersiniz. Hiç ummadığınız sevinçler yaşarsınız. Değerli bir taş gibi cebimizde taşırız bu bilgiyi ve yeniden yola çıkmaya hazırlanırız.
Ardından geri dönüş gelir: “Return”. Sıradan hayatımıza döneriz. Ama yolculuğun öğrettikleri sayesinde dünyaya artık bambaşka bir gözle bakarız.
“Sharing the gift”…
Hayatımızı yeni şekliyle yaşar ve öğrendiğimiz şeyleri başkalarıyla paylaşırız; ta ki yeni bir çağrı gelene kadar.
Bu döngü böylece kendini tekrar eder durur. Çok basit ve tahmin edilebilir ama benim için anlamlı. En çok sevdiğim yanı ise tabii ki kurtuluş.
Bunların ışığında kendi dua koleksiyonumu oluşturdum. Kendime not olsun diye buraya yazıyorum:
Allah’ım, bizi korkularımızdan arındır, hedeflerimize yaklaştır.
Bize olumlu düşünceler ver; gönlümüzü aç; dillerimizi çöz ki dertlerimizi anlatabilelim, anlaşılabilelim.
Söyleyemediğimiz ama hissettiğimiz her sıkıntıdan bizi kurtar.
Yuregimizi daraltan her şeyden kalbimizi temizle.
Yapmak istediklerimizi yapmak için bize güç, imkân ve zaman ver.
Emeklerimizi boşa çıkarma, isteklerimizi geri çevirme.
Önümüzdeki engelleri kaldır, işimizi gücümüzü rast getir.
Bize bolluk ve bereket yağdır.
Helalinden, bereketli ve bol rızıklar nasip et.
Senin rehberliğinde, bilgeliğinde ve korumanda zihnimizi ve bedenimizi dengede tut.
Bizi iyileştir, rahatlat, ferahlat.
Bize sahip olduklarımızın değerini görecek göz ver.
Sahip olduklarımızla yetinmeyi öğret, gözümüzün önündeki güzellikleri fark etmeyi nasip et.
Ruhumuzu, zihnimizi, bedenimizi dinlendir.
Cehaletten, kibirden, öfkeden, kıskançlıktan ve açgözlülükten koru.
Kendimizi tanımamız için bize fırsatlar ver.
Bizi iyi insanlarla karşılaştır, ihtiyacı olanlara yardımcı olma imkânı ver.
Kendimize ve başkalarına karşı iyimser, affedici ve dürüst olmamıza yardımcı ol.
Allah’ım, bize haberlerin en güzelini gönder; üzerimize iyilik ve güzellik kondur.
Avunmalığımız olsun, bize hiç ummadığımız sevinçler nasip et.
Bizi vesveseden ve korkudan koru.
Allah’ım, bize “inşallah olur” diye dua edip hayalini kurduğumuz her şeyin “çok şükür oldu” sevincini yaşat.
Allah’ım, hayır neredeyse bize onu takdir ve nasip et; sonra bizi ona razı kıl.
Allah’ım, ömrümüzün kalan kısmını geçen kısmından hayırlı eyle.
Amin.
Leave a comment
0 Comments