2016
Disney temalı parklar için biletimizi otelden alıp ertesi gün sabah 8’de servise bindik. Beş günlük bilet aldık çünkü öylesi daha hesaplıydı. Defne iki gün sonra artık Disney’e doymuştu. Uyandığında ilk söylediği şey:
“Artık ben Disney World’e gitmek istemiyoruuum!” oldu.
Parklarda bizi en çok yoran şey sıralardı. Hele Seven Dwarfs Roller Coaster’a binmek için tam 80 dakika sıra bekledik. Fast Pass ödevinizi iyi yaparsanız gezileriniz çok daha planlı oluyor. Bir de Undercover Tourist sitesindeki önceden hazırlanmış gezi programlarını takip etmek oldukça pratik olabilir. Bizim bu kadar detaylı plan yapacak zamanımız hiç olmadı. Dolayısıyla Disney World’e biraz bodoslama daldık.
Her gün yaklaşık 10 km yürüdük. Kızlar yorgunluktan mahvoldu, Kemal’le ben de ilk birkaç gün didişip durduk. Parklar o kadar kalabalık ki, iğne atsan yere düşmez. Bindiğimiz atraksiyonlar da insanı döndürüp uçurup sersemletip öyle bırakıyor. Hele EPCOT’taki Space Mountain ve Mission Space çok fena idi. Resmen bir astronotun uzaya gidişini simüle etmişler; yanaklarımız filmlerdeki gibi dalga dalga oldu. Çoğu ride’da kalbimiz duracak gibi oldu. Çığlık atmaktan kızların boğazı ağrıdı. Çok heyecanlanıp eğlendiğimiz anlar oldu ama bana sorarsanız bu tatil bizi dinlendirmekten çok yordu.
Hafta sonunda Kemal’in arkadaşlarını ziyarete Jacksonville’e gittik. Jax, Amerika’nın yüz ölçümü en büyük şehriymiş. Oraya ilk ayak basılan tarihi St. Augustine kasabasını gezdik. Avustralya’daki Türk arkadaşımızın eniştesinin kebapçısına gittik, downtown’da gece Noel eğlencesine katıldık. Tarık ve Esra ile konuşurken, aynen sizin bu siteyi okurken hissettiğiniz duygulara kapıldım.
Amerika’ya yerleşelim mi, yerleşmeyelim mi diye araştırırken, orada yaşayan birinden fikir almak en mantıklı yol gibi görünüyor. Onlara sorduğumuz sorulara aldığımız cevaplar doğrultusunda bir karar vermeye çalıştık. Ev fiyatları Perth’e göre çok daha ucuz. Özel okul fiyatları ise uçuk! Sağlık konusunda o kadar korkulacak bir şey olmadığını söylediler. Uzman doktora ulaşmak Perth’teki kadar meşakkatli değilmiş. Dil konusunda aksan daha az sorun oluyor ve tabii ki piyasa çok daha hareketli, iş imkânları daha fazla.
Vardığımız sonuç şu: Çok şeyi riske atmadan güzel bir iş imkânı bulursak gideceğiz; bulamazsak Avustralya’da kalacağız.
Avustralya vatandaşlığını sonunda aldık. Amerika Green Card’ın iyi tarafı ise piyangodan çıkması; yani çok da emek ve zahmet çekmeden bu şans elimize geçti. Kemal’e göre çocuklarımıza yapabileceğimiz en büyük iyilik, onlara Amerikan pasaportu verebilmek. Özellikle üniversiteyi orada okurlarsa, dünyanın neresine isterlerse gitme şansları olurmuş. Maksat seçenekleri çoğaltmak, şanslarını artırmakmış.
Ben Avustralya’ya tutunma sürecinde enerjimi son damlasına kadar tükettiğim için Kemal’le bir anlaşma yaptık. Eğer gidersek, Amerika’ya gidişimiz Avustralya’ya gelişimiz gibi olmayacak. İşlerimizden istifa edip iki çocuk bir bavul gitmeyeceğiz. Böylesi bir strese bir kez daha dayanamayız. Önce Kemal gidecek; iş bulacak, ev tutacak ve bir düzen oturtacak. Ben de o esnada Avustralya’da çalışmaya devam edeceğim. Kemal hazır olduğunda biz de yanına gideceğiz ve ben ağırlıklı olarak adaptasyon, çocukların okulu, çevreyi tanıma gibi konularla ilgileneceğim. Beş yıl sonunda, eğer her şey yolunda gider ve Amerikan vatandaşlığı alırsak, yeni bir durum değerlendirmesi yapıp Avustralya’ya geri dönme ya da Amerika’da kalma arasında bir seçim yapacağız.
Bunları yazarken bile içim sıkılıyor. Şu anda Urfa’da cennette gibiyim. Zaman yavaş, sanki hiç akmıyor. Uzun zaman sonra ilk defa “Allah Allah, acaba şimdi ne iş yapsam?” duygusunu yaşıyorum. Boşluktan mı, huzurdan mı bilmiyorum. Rahat, ağır, yavaş, huzurlu, durgun, tembel zaman geçirmeyi özlemişim. Şimdi bu yeni USA macerası gözümde çok büyüyor. Ancak işin iyi tarafı, kimsenin bizi zorla göndermemesi.
Kemal şu anda job hunting sürecinde; CV’sini düzenliyor, sürekli iş başvuruları yapıyor. Eğer çok uygun, sevdiği ve mesleki tatmin alacağı bir iş bulursa değerlendirecek. Hakkımızda hayırlısı olsun demekten başka yapacak bir şey yok. Bekleyelim ve görelim.
Leave a comment
0 Comments