2016
Türkiye’den Frankfurt aktarmalı Miami’ye gittik. İner inmez polis kontrolünden geçmek için sıraya girdik. Herkes İspanyolca konuşuyordu. İnsanlar önce bizimle İspanyolca konuşuyor, anlamadığımızı görünce İngilizceye dönüyordu.
Pasaport polisi, ikinci kez ülkeye giriş yaptığımızı görünce bize fırça çekti. Green Card’ın bir oturum izni olduğunu, bunu tatil amaçlı girip çıkmak için kullanamayacağımızı söyledi. “Bir an önce Amerika’ya yerleşip çalışmanız ve vergi ödemeniz gerekiyor, yoksa kartı direkt elinizden alırız, ne olduğunu bile anlayamazsınız,” dedi. Bunun bir ayrıcalık olduğunu, hak olmadığını, nasıl verdilerse öylece iptal edebileceklerini ekledi. “Biz burada ne zaman girip çıktığınızı, nerede ne yaptığınızı görüyoruz. Siz tatile geliyorsunuz, uyarmadı demeyin, ayağınızı denk alın,” diye de bitirdi.
Bu tatsız girişten sonra ikinci tatsızlığı araba kiralama yerinde yaşadık. Yaklaşık 400 dolara kiraladığımız arabayı teslim almaya gittiğimizde bir 400 dolar daha istediler. Sigorta, otomatik geçiş sistemi derken ekstra ödemeler bu rakama denk geliyormuş. Kemal tam kapsamlı paket alıp rahatlamak istiyordu ama ben cimrilik edip “Bir şey olmaz, minimum coverage alalım” diye direttim. Sonuç olarak Allah’a şükür kaza filan olmadı, kapsamlı sigorta gerektirecek bir olay yaşamadık ama araba bizde olduğu sürece ben stres içinde, diken üstündeydim. Sanırım bir dahaki sefere kafa rahatlığı için ne isterlerse verip kurtulacağım.
Miami’ye indik, arabayı teslim alıp yola çıktık. Orlando’ya doğru navigasyonla yolumuzu bulabilmek için hemen bir alışveriş merkezi bulup hat alalım dedik. Akşam trafiği, karmakarışık yollar ve uzun yolculuğun verdiği baş ağrısı işleri hiç kolaylaştırmıyordu. Yaklaşık 40 dakika sonra bir T-Mobile bulup hat aldık. Meğer kuzeye doğru daha 4 saat yolumuz varmış.
Çok kötü bir trafik içinde Orlando’da ayırttığımız otele doğru yola koyulduk. Trafikte hız sınırını pek takan yoktu, sinyal falan da yok! Dev kamyonlar ve kocaman arabalar arasında bizim kiraladığımız minik araba kendimizi güvende hissettirmiyordu. Yolda mola verip Burger King’de yemek yedik.
Beynim bir yandan yeni ortama, havaya ve saate adapte olmaya çalışıyor, diğer yandan izlenimler edinip bazı fikirler oluşturmaya çalışıyordu. Konuşmalardan ilk etapta hiçbir şey anlamıyorduk. Zamanla aksana alışır gibi olduk ama Latin kökenli, siyahi ve Amerikan aksanları birbirinden çok farklı; her birini ayrı ayrı öğrenmek gerekiyor. Bir de Avustralya’daki gibi insanlar hal hatır sorup muhabbet etmiyor. Direkt “Evet, ne istiyorsun, al git” havasındalar.
Geç saatte otele ulaştık. İlk olumlu şey otelde oldu; odamızı upgrade ettiler. Tek yatak odalı odadan, çift yatak odalı, çift banyolu büyük bir suite verdiler. Odamız ve yataklarımız çok rahattı ama gecenin üç buçuğuna kadar dönüp durduk, hiç uyuyamadık. Ertesi gün de yorgunluktan resmen sürünüyorduk.
Leave a comment
0 Comments