2018
Avustralya beni hayatta en çok korktuğum şeylerle yüz yüze getirdi.
Anne-babamdan bu kadar uzakta nasıl yaşarım?
Kardeşlerimi görmeden, akrabaların düğünlerine, sünnetlerine gitmeden, teyzemin Urfa yemeklerini yemeden, anneannemin beyaz sabun kokan nevresimlerinde uyumadan ne kadar dayanabilirim?
Sadece uçuş süresi 17 saat… Urfa–İstanbul yolunu saymıyorum bile.
Meğer gidiliyormuş. Ve yaşanıyormuş.
İki çocuğumuz var…
Ya iş bulamazsak?
Ya para kazanamazsak?
Birikimlerimiz bitince ne olur?
Gittik, dört ay iş aradık. Onlarca ret aldık. Gururumuz kırıldı. Birikimlerimiz hızla tükendi.
Sonra bir gün… önce ben, sonra Kemal iş buldu.
“Erkek evin direğidir.”
Ya işini kaybederse?
Hoop… Kemal’i redundant ettiler.
Dört ay iş aradı. Biz o sırada Türkiye’deydik. Döndüğümüz gün havaalanına şirket arabasıyla geldi. Yeni bir işi vardı.
Urfa’da depresyona “sıkıntı getirmek” derler.
Kol kırılması gibi değildir. Ne zaman başladığını anlamazsın. Yavaş yavaş sarar zihnini.
Bir gün bakarsın, en dibindesin. Ne tadın kalmıştır, ne ışığın. Gülmek zor gelir, yaşamak ağırlaşır.
Ben de yaşadım bunu.
Anlamadan.
Kendime acıdım. “Hayatım boşa geçti” dedim, her şey anlamsız geldi.
Sonra terapiye başladım. Avustralya’da ücretsizdi.
Altı seans sonunda değişmiştim. Kendimle yüzleşmiş, kendimle yaşamayı öğrenmiştim.
Kızlarım benim her şeyim.
Onlara bir şey olursa yaşayamazdım.
Defne’nin boynunda bir kitle çıktı. Bir ay içinde ameliyat olması gerekti. Doktorlar kanser ihtimalinden, kemoterapiden bahsetti.
Aynı gün Defne bana dönüp dedi ki:
“Anne, saçlarımın dökülmesini hiç istemem. Periler gibi uzun saçlarımı çok seviyorum.”
Ameliyat sırasında kapının önünde beklediğim o saatleri unutamam.
Dünyamın yıkılmasını bekler gibi dua ettim.
Şükür ki tümör iyi huyluydu. Ertesi gün taburcu edildi. Hayat kaldığı yerden devam etti.
“Ben Kemal olmadan yaşayamam.”
Buna inanıyordum.
Kemal iş aramak için Amerika’ya gitti.
Ben Avustralya’da, iki kızımla, tek başıma, aynı zamanda her gün işe giderek 7 ay yaşadım.
Dünya yıkılmadı.
Şimdi Amerika’dayız.
Kemal sözleşmeli çalışıyor. Proje bitince iş de bitebilir. Geleceği göremiyoruz.
Bazen gecenin bir yarısı gözlerimi açıyorum.
Sanki bir uçurumun kenarındayım. Kalbim hızla çarpıyor. Dünya bana korkunç geliyor. Savruluyorum.
“Ya Kemal işini kaybederse?” diye düşünüyorum.
“Ben çalışmıyorum, ne yaparız?”
Sonra Avustralya’yı hatırlıyorum.
Tek tek yüzleştiğim korkularımı…
Bıçak sırtı günleri…
Ve anlıyorum:
Hayatta hiçbir şeyin garantisi yok.
Ne iş güvenliği, ne para, ne sağlık… Hepsi bir yanılsama.
Beklentiler ne kadar yüksekse, kaygı da o kadar büyüyor.
Asıl güvenilmesi gereken tek şey var: İnsanın kendisi.
Düşsen bile yeniden ayağa kalkabileceğine inanmak.
Güneşin yarın yeniden doğacağına güvenmek.
Üzüntü de sevinç de hep köşe başında.
Korkma.
Yürü.
Hiçbir şey olmayacak sana.
Her şey geçecek.
Yollar bitmeyecek.
Dönemeçler olacak ama sen durmadığın sürece yol hep var olacak.
Leave a comment
0 Comments