2017
Ablam İzmir’den geldi.
Diğer kardeşim Diyarbakır’dan geldi.
Bir diğer kardeşim dün hastanede nöbetçiydi, bu hafta sonu boş; evde.
Babam köyden geldi.
Yıllar sonra ilk defa bütün aile bir aradayız.
Her şeye gülüyoruz. Bavullar açılıyor, herkes elindekini bir başkasına hediye ediyor. Kıyafetler giyiliyor, çıkarılıyor; eşyalar son hızla el değiştiriyor. Dilşah (ablamın kızı), İpek ve Defne saatlerdir içeride oyuna doymadı. Yiğit’in bizimkilere aldığı minik hamster bir ara kafesinden kaçtı, mutfakta kayboldu; evde herkes seferber oldu. En sonunda banyodan çıktı.
Çay demlendi.
Bol bol sarılma, sevgi sözcükleri havada uçuşuyor.
Babamın kendi kendini mıknatısla tedavi etmeye başlamasına takılıyoruz, gülmekten kırılıyoruz.
I think, I’ll just be happy today!
Bir hafta sonra…
İki yıl önce annemle babam beni Antep Havalimanı’ndan Perth’e uğurlarken, geriye dönüp annemi son bir kez koklayarak öpmüştüm. Eve varıncaya kadar neredeyse nefes almamaya çalıştım; annemin kokusu burnumdan gitmesin diye.
Bu sabah da bütün aileyle tek tek vedalaşırken, yine tatilin en hüzünlü anlarını yaşadım. Dönüşler çok zor…
Bu kez annem beni öyle bir öptü ki; duygu yoğunluğu bakımından sanki 36 yılın toplamından bile daha dokunaklıydı. Arabaya binerken balkondan bana bakan ablam, annem, kardeşim, yeğenim… Anlatması çok zor bir duygu.
Şimdi geri dönüyorum. Dubai’dayım. Evime ve kocama kavuşmanın sevinci, geride bıraktıklarım yüzünden biraz buruk. Kızlar da çok duygulandı; ağladılar. Hatta Defne, Ankara’ya gidip onlara vize çıkardığım için bana biraz kızgın.
“Biz burada kalsaydık ne güzel olurdu,” diyor.
Çocuklar, anne-baba dışındaki insanlar tarafından da sevilmenin tadına vardılar. Herkes onlara sarıldı, öptü, hediyeler verdi, gezmeye çıkardı, güzel sözler söyledi. Avustralya’daki daha mesafeli ilişkilerden sonra, böylesine geniş bir çevreden yoğun sevgi görmek kızları çok mutlu etti.
Ve sanırım beni de…
Leave a comment
0 Comments