Marbling Art Logo
MENU
  • HOME
  • GALLERY
  • WORKSHOPS
  • EVENTS
  • BIO
  • BLOG
  • WHOLESALE
  • MEDIA
  • CONTACT
  • TURKIYE'DEN UZAKTA
ETSY

Milwaukee'den ilk izlenimler

Jan 11 2026 | By: Do Ebru Marbling

Share

2017

Selamlar güzel insanlar,

Gözlerini uzaklara dikmiş, gitsem mi kalsam mı diye düşünen, kimi zaman denize açilmak için kendine görkemli bir yat inşa etmeye çalişan kimi zamansa küçücük bir kayıkla dalgalara atılmayı aklından geçiren maceraperest ruhdaşlarım...

Şimdi Milwaukee'deyiz. 11+14 saat süren iki uçuş sonrası Chicago'ya indik. Ordan otobüsle Milwaukee'ye geldik. Şimdi Extended Stay America'nın bir odasından sizlere yazıyorum. Yanımda çayım, üstümde pijamalarım, gidecek yerimin, yetiştirecek işimin, görecek arkadaşlarımın olmadığı, yabancılığın verdiği büyük hafiflik ve özgürlük duygusu ile doluyum.

İlk uçuşumuz ile AbuDhabi'ye gittik. Orada uçaktan inince yaklaşık 4-5 aşamalı bir kontrolden geçerek USA aktarma salonuna gittik. Ben çok şaşırdım neden bu kadar arama yapıyorlar diye. Meğerse geçtiğimiz kapılar USA Homeland Security'ye aitmiş. Green Card larımız tarandı, üstümüz arandı ve parmak izlerimiz alındı. Chicago'ya inince pasaport polisinden geçmeyi beklerken birden bizi bagaj almaya yönlendirdiler. Başımı çevirdim, exit! yani direk sokağa çikabiliyorum! Dayanamadım, gittim ordaki bir görevliye de sordum, polis kontrolünden geçmeyecek miyim diye. Yok dedi, o işlem yapıldı! Orda anladım UAE'deki işlemlerin ne olduğunu. Bizim için çok iyi oldu çünkü Amerikan polisi çok gıcık, herkese şüpheli gözüyle bakıyor ve saçma sorularla bende gerginlik yaratıyordu. Arap amcamdan sakin ve normal bir şekilde hiç gerilmeden geçtik, geldik. Bundan sonra Amerika'ya gelirsem hep UAE üzerinden gelmeye çalişacağım:))

Yolda acayip yorulduk, tahmin edersiniz. Orta 4'lüdeydik, sağımızda biraz kilolu bir teyze vardı. Arkamızdaki boş yerler anında kapıldı. Biz biraz yavaş kaldık ama bir dahaki uçusa son yolcunun da bindiği ama hala el bagajlarını baş üstü dolaplara yerleştirildiği o kritik zaman aralığında çok daha atik davranacağım boş bir koltuk kapmak için. Etihad ile geldik. Cuma ile Perşembe çikişi arasında yaklasık %45 fiyat farkı var. Perşembe çikarak biraz kar ettik ama Etihad'ı hiç beğenmedim. Hostesler çok kabaydı, insanları resmen azarladıklarını duydum. Çocuk yemekleri çok güzeldi, tam onların seveceği şeyler ama büyüklere verilen yemeklerin tadı çok kötüydü. Emirates ve Singapur hava yolları yemek konusunda Etihad'dan çok daha iyi.

Chicago havaalanından Milwaukee'ye giden otobüsü beklerken Hintli bir amcayla konuştuk. Amca dedi biletleri internetten alırsan çocuklara ücret ödemiyorsun. Benim telefonumda internet yoktu ve bir şey olmaz, kartla otobüste ödeme imkanı vardı, ordan öderim dedim. Otobüsün şöförü geldi, bavullarıma baktı, kaç kişisiniz filan dedi. Sonra otobüste bedava internet var, ordan gir biletini al, çocuklara ödeme yapmazsın dedi. Teşekkür ettim. Amca da yardımcı oldu, biletleri öyle hallettik. Sadece 31 dolara Chicago'dan Milwaukee'ye geldik (2 saat). Orda Kemal bizi aldı, eve bırakıp tekrar işe gitti. AirBNB'den Türk bir arkadaşın odasını kiralamıştı Kemal biz yokken tek başına kalmak için. 3 gece orda kaldık. Sonra başka bir Türk arkadaş Kemal'e biz buradayken kullanması için bir araba ayarladı. Arkasından kiralık evler bakmaya başladık. Bir yandan da mobilyacıları gezip bizim eşyalar Amerika'ya gelinceye kadar geçici bir şekilde ucuza nasil idareten bir ev döşeriz diye araştırdık.

Burada bizim planlar biraz karışık: Bizim ev eşyalarından gereksizleri satıp, gereklileri de paketleyip Amerika'ya yollama işleri ortalama 3 ay alacak. Yani bizim Kemal'in yanına gelmemiz Aralık sonu gibi oluyor ama evleri en az 6 aylığına kiralayabiliyoruz. Şehir merkezinde Kemal'in bankaya yakın bir ev kiralasak çocuklar geldiğinde oranın okullarına gitmek zorunda kalıyorlar ki kimse tavsiye etmiyor. Şehirden uzak iyi bir yerde kalıcı evimizi kiralasak hem Kemal'in arabası yok (Jacksonville'den Milwaukee'ye gelirken arabanın motoru yandı), gidiş gelişi sorun oluyor hem de eşya almak, kira masrafı derken oldukça masraflı oluyor. Böylece günlerce düşünme taşınma ve araştırmadan sonra şöyle karar verdik. Biz burdayken (3 hafta) otel gibi bir yerde konaklayacağız. Biz gidince Kemal yeniden o Türk arkadaşın AirBNB'deki odasını tutacak.

Benim aklımda Aralık'ta eşyaları gönderdikten sonra Türkiye'ye gidip bizimkilerin yanında bir tatil yapmak vardı ama Kemal direk buraya gelirseniz benim için çok iyi olur, işlerimizi hemen yoluna koyarız filan dedi. Bakalım artık ne olacak.

Kemal'in işi 6+6 ay kontral bazlı. İş yerinde çalışan çoğu insan da önce kontrat ile işe başlamış ama arkasından permanent position'a geçmişler. Umuyoruz, diliyoruz,canı gönülden istiyoruz biz de kontratının uzatılmasını ve sonunda kalıcı pozisyona geçmesini. Ancak şimdilik we are walking on the thin ice. Ya batarız ya çikarız...

Ben okul müdürüyle konuştuğumda istersen sana bir yıl veya 6 ay ücretsiz izin verebiliriz demişti. Sanırım o seçeneği kullanacağım. İpleri tamamen koparmak yerine işler umduğumuz gibi gitmezse geri dönecek şekilde plan yapacağız.

Gelelim Amerika izlenimlerime. Şimdiden söyleyeyim: geleli sadece 6 gün oldu. Bir tek Milwaukee merkezine yakın yerleri gördüm, iyi semtlere gitme fırsatım olmadı hem de sokağa çiktiğim saatler kısıtlı. Amerika vs. Avustralya diyorum ama aslında o Perth vs. Milwaukee. Yani yazacaklarım benim gözümden, benim kalbimden ve aslında var olan gerçeği hiç yansıtmıyor olabilir. Bu nedenle temkinli okuyun:)

Avustralya çok nezih bir yer. Yolları, çevresi, alişveriş merkezleri , parkları, bahçeler, vs çok bakımlı. İnsanları temiz, saygılı , görgülü, kibar. Amerika'da alışverişte üstü başı perişan, evsizleri daha fazla görüyorsun. Yollar delik deşik, eski, bakımsız. Trafikte telefonda konuşmak serbest (Wisconsin eyaletinde). İnsanlar yol vermiyor, hızlı gidiyor, makas atıyor. Her yerde polis görüyorsun, hele ambulans ve polis arabası sirenleri ikide bir kulaklarında çınlıyor. Burda çalışanlar işimi yaparım giderim havasında ama Avustralya'da sanki koca mağazanın sahibi onlarmış gibi işlerini çok benimsiyorlar, çok yardımcı oluyorlar. Burdakiler, bilmiyorum diyor kestirip atıyor, hani gel başkasına soralım, ya da dur bakayım bir öğreneyim filan yok. Otelde resepsiyondaki görevliden bir şeyler istediğimde öfleyerek pöfleyerek yerinden kalktı sanki çok önemli bir şey yapıyormuş da onu bölmüşüm gibi arka duvardaki resmin camından ekranının yansımasını görüyorum, Facebook'ta geziniyor mesela.

Walmart mesela, 2 futbol sahası büyüklüğünde bir market. Çikolatalar, şekerler, çeşit çeşit boy boy. Aynen Cem Yılmaz'ın dediği ''İnsan yiycek bunları, insan!!!'' sözünü anımsatan devasa porsiyonlar. Yolda gördüğünüz 3 kişiden biri aşırı kilolu. Hem de normal tombulluk değil, sanki GDO'lu. Garip bir şekilde vücudun bir bölgesi inanılmaz şişmiş, orantısız,biraz korkunç. McDonalds'larda en büyük boy gazlı içecek(2lt) bile 1 dolar. Dondurma istiyorsun bir top,  yarım kilo veriyorlar nerdeyse. Marketlerde panik oluyorum, çünkü o kadar çok şey var ki raflarda hepsi üstüme üstüme geliyor sanki. Bir de alıp eve gelince anlıyorsun ki meğer yapaymış veya kimyasal şeyler varmış içinde. Yoğurt aldık, çok garip parlak bir görüntüsü var jel diş macunu gibi! Yiyesim gelmiyor. Bunları zamanla öğrenceğim elbette ama şimdilik çok rahatsız ediyor beni.

Burda her şey para. En izbe, merkezden uzak sokaklara bile araba park etmek paralı. Büyük oteller bile reklam panolarına bedava wi-fi veya bedava park yeri vardır diye büyük harflerle yazıyorlar. Wi-fi çoğu yerde var ve hızı çok yüksek. Çoğu insan Lyft veya Uber yaparak ekstra para kazanmaya çalişiyor. Ancak alişverişe gelince çilgin gibi para harcıyorlar. Market arabaları ve raflar ıvır zıvırla dolu. Beli ağrıyanlar için çorap giydirme aletinden tut, muz askısına kadar her şey var. Böyle bir yerde evi clutter-free tutmak için çok çaba sarfetmemiz gerekecek gibi. Ayrıca İpek hangi mağazaya girersek ne olur bunu alayım ne olur şunu alayım diye tutturuyor. Çocuklara bilinçli tüketici olmayı öğretmek böylesi bir ortamda çok daha önem kazanıyor. Ye at, tüket at, kullan at çok var. İnsanlar evlerinde bile bulaşık derdi olmasın diye kağıt tabak kullanıyorlar. Diğer taraftan da aldığın şeyi beğenmezsen götürüp iade edebiliyorsun sorgusuz sualsiz.

Biz oda kiraladığımızda gidip dev bir şişme yatak aldık çocuklar için (65 dolara) bir gün sonra otele çıkmaya karar verince yatağı götürüp iade ettik. Açıp kullanmıştık ama hiç bir şey demediler. Böyle yapan, işine lazım olunca bir şeyi alan sonra da iade eden çok insan var burda. (Bizim yaptığımız gibi):()

Buraya gelirsek çocuklar (bir zamanlar İstanbul'da oldukları gibi) büyük ihtimalle alışveriş merkezi çocuğu olacak. Çünkü kışın hava o kadar soğuk ki, kimse dışarı çıkamıyor hep kapalı yerlere gidiyorlar. Yazın da dışarısı çok nemli. Perth havasını çok özleyeceğiz gibi.

Buranın en çok kitapçısını sevdim. Barnes and Noble diye bir mağaza, içinde cafesi de var. Tam bir kütüphane gibi, gidiyorsun, oturuyorsun, istediğin kitabı alıp saatlerce okuyorsun kimse alma etme, dokunma koy yerine filan demiyor. Yeni çıkan bütün kitaplar elinin altında, en son teknoloji ve dünyada ne varsa bir adım ötende. Muhteşem bir yerdi. Hiç çikmak istemedik. Mağazalar, kıyafet, ev, şeker dükkanları alışveriş cenneti.

Burada sade bir yaşam sürmek, minimalist olmak sanırım en zor şey. Bir yanda beni al diye bağıran ürünler öte yanda boşa giden ,israf edilen o kadar çok şey...

Seçme sansım olsaydı Avustralya'da çocuk büyütmeyi tercih ederdim ama tek başıma olsaydım da Amerika'da bir süre mutlaka yaşamak isterdim. Canlılığı, geç saatlere kadar açık mağazaları, kalabalık, insan dolu halleri bana İstanbul'u hatırlatıyor. O bizzare random experiences burda da var, hayata keyif katıyor. Herşeye rağmen işini halledebilince kendinle gurur duyuyorsun, başarı ve survivor tatmini hissediyorsun. Avustralya kadar predictable bir değil. Bir de ne yöne gidersen git, yapacak bir şeyler mutlaka çikiyor. Bir iki saatlik mesafelerde başka büyük şehirler, görülecek yerler yapılacak etkinlikler var. Diğer bir iyi tarafı da Chicago Türkiye arası tek uçak ve 10 saat (sanırım).

Türkiye'den ayrılırken herkes yaptığımız şeye 'çok radikal bir karar' diyordu. Şimdi de Amerika'da tanıştığımız insanlar aynısını diyor. Böyle bir karar arefesinde insan çeşitli duygulardan geçiyor. Beden, zihin ve ruhun aynı çizgide olması için kendime iyi bakmaya çalişiyorum. Birşeyler okuyorum, positive affirmations tekrar ediyorum sabahları, listeler yapıyorum, buraya yazıyorum, sağlıklı şeyler yemeye çalişiyorum (son 6 ayda 10 kilo verdim).

Yeni bir dönemden geçiyor hayatımız, hem de hiç bir şeyin garantisi yok. Bizim tek yapabileceğimiz karşılaştığımız engellerden, zorluklardan,değişim çağrılarından korkmayıp onların içinde yatan fırsatları, gelişme imkanlarını yakalamaya çalişmak. Sonuçta yanlış karar diye bir şey yok bu dünyada. Her karar doğru karardır, nerden baktığına göre değişir. Evim bir zamanlar Urfa'ydı, sonra Ankara oldu. Ordan İstanbul. Sonra Perth. Şimdi belki de Milwaukee. Don't fight with the water, float with the water dedi psikologum. Ben de benim evim neresiydi, neresi olacak diye endişelenmeyi bırakıp her şeyi akışına bırakmalıyım artık. (Bunu daha iyi yapabilmek için psikologa gidiyorum - bir arkadaşa cevap:))

Dün bir ıvır zıvır mağazasında gördüğüm yazıyla yapayım kapanışı.

"Home is where your butt is!"

Sevgiyle kalın...

Leave a comment

Leave this field empty
This form is protected by reCAPTCHA to prevent spam and abuse. Information collected may be processed for security purposes.
Submit

0 Comments

Previous Post Next Post

Archive

Go

Hello! Let's create something great together! - vesileyilmaz1@gmail.com (262) 327 6206  
Crafted by PhotoBiz
Marbling Art Logo
CLOSE
  • HOME
  • GALLERY
  • WORKSHOPS
  • EVENTS
  • BIO
  • BLOG
  • WHOLESALE
  • MEDIA
  • CONTACT
  • TURKIYE'DEN UZAKTA
ETSY