Marbling Art Logo
MENU
  • HOME
  • CONTACT
  • GALLERY
  • ART BLOG
  • ARTIST BIO
  • MARBLING WORKSHOPS
  • FAIRE MARKETPLACE WHOLESALE
  • TURKIYE'DEN UZAKTA
ETSY

Kotilik Yoh

Dec 13 2025 | By: Do Ebru Marbling

Share

2017

Kız kardeşim, Diyarbakır’ın uzak bir ilçesinin yalnız bir köyüne atandı. Yokluk içinde, elinden gelen her şeyi yaparak öğretmenlik yapmaya, minik öğrencilerine bir şeyler öğretmeye çalışıyor. Geçen gün Sivil Savunma Haftasını işlemişler. Kardesim, öğrencilerinden konuyla ilgili bir resim çizmelerini istemiş.

Çocuklardan biri gülümseyen bir öğretmen, çiçekler içinde bir okul ve bahçede “Al satarım” oynayan çocuklar çizince kardesim konuyu tekrar hatırlatmak istemiş. Yangın, deprem, felaketler ve sivil savunma gerektirecek kötü durumlardan bahsetmiş. Az sonra, o çocuğun yanında oturan başka bir öğrenci seslenmiş:

“Öğretmenim, İlknur’un resminde yine kotilik yohtir!!!”

Benim hayatım da bir süredir o resimdeki gibiydi.

Unutulmaz bir hafta sonu yaşadık ve hayatımda ilk kez özel hayatımı işimin önüne koydum. Ama şimdi bilgisayarın başına oturduğumda fark ettim ki okul adına başvuracağım çok önemli bir grant programının başvurusu saatler önce kapanmış. Yani şansımızı kaybettik.

En iyisi baştan anlatayım…

Cuma akşamı arkadaşlarla sözleştik. İpek ve Defne’yi cumartesi saat 12’de onlara bırakacaktık; kendi çocuklarıyla oynayacaklardı. Cumartesi sabahı göl kenarındaki bir kafeye kahvaltıya gittik. Çok keyifli bir zaman geçirdik, sonra kızları bıraktık.

Bizim planımız, City of Canning’in mahalle sakinlerinden görüş, fikir ve öneri almak için düzenlediği dört saatlik bir atölyeye katılmaktı. Belediyenin vizyonuna katkı sağlayacaktık. Çocukları bıraktıktan sonra Kemal’le arabaya bindik, sözde oraya gidiyoruz. “Hadi sahilden gidelim,” dedik. Haritadan denize en yakın sokağa saptık.

Bir anda kendimizi Peppermint Grove’da bulduk. Yemyeşil ağaçlar, bakımlı bahçeler, görkemli malikâneler… Sağımızda solumuzda bir görünüp bir kaybolan deniz, bembeyaz yelkenler, yeşilin binbir tonu… Manzaraya daldık. Arabayı bir tepeye çektik, indik ve maviye, beyaza, yeşile uzun uzun baktık. Aynı anda “yemişim belediyesini” deyip, çocuklar olmadan baş başa kaldığımız bu nadir günü değerlendirmeye karar verdik.

İlk durağımız Fremantle’daki Little Creatures oldu. Dev bir fabrika: bira üretiliyor ama aynı zamanda restoran, kafe ve mağaza. Üst kata çıkıp denize karşı özel yapım bira ve ev usulü patates kızartmasıyla keyif yapmaya başladık. Bira mı çarptı, mutluluk mu sarhoş etti bilmiyorum ama kendimi çok iyi hissettim.

Sonra Fremantle sokaklarında dolaştık. Bir video çektim; YouTube’a yükleyeceğim. Hep önünden geçip bir türlü gidemediğimiz bir yere daha uğradık. Orada garson bize yanlış pizza getirdi. Yenisini getirirken “Kusura bakmayın,” dedi. İlk sipariş ettiğimiz pizza o kadar kötüydü ki, iyi ki yanlış getirmişler diye sevindik.

Bu arada çocuklardan haber geldi: Çok mutlularmış, isterlerse yatıya da kalabilirlermiş. Bizimkiler bayıla bayıla “olur” dedi. Verda’ya kazık atmış gibi hissetsem de işimize geldi. Kendisine bol bol teşekkür edip Kemal’le gece planı yapmaya başladık.

Perth’te Fringe World festivali vardı. Akşam bir gösteriye bilet alalım dedik; biletler tükenmiş. Belki kapıda vardır diye Box Office’e gittik. Kadın, birinin gelemeyeceğini söyleyip tek kişilik ücretsiz bir bilet verdi (biletler 90 dolardan başlıyor). Ne kadar ısrar etsek de sadece birimizin girebileceğini söyledi.

Vazgeçip birlikte Cathedral Square’den Elizabeth Quay’e doğru yürümeye başladık. Şehir geceleyin masal gibiydi. Topuklu ayakkabılar ayağımı vurduğu için parkta çimenlerin üzerinde yalınayak yürüdüm. Serin, yumuşacık çimenler; ışıklarla aydınlatılmış binalar; karanlıkta masal gibi duran ağaçlar, heykeller, çeşmeler…

Bir süre sonra ucu bucağı olmayan bir kuyruk gördük. “Bu ne?” dedik. Açık hava barıymış. Deniz kenarında, geçici restoran ve barlardan oluşan büyük bir alan. İçeri girmek için kimlik kontrolü var. Yüzlerce genç sırada bekliyor. Yüksek sesli müzik, alkol var ama taşkınlık yok. Kimse kimseye yan gözle bakmıyor. İnsanlar sakin sakin sırasını bekliyor. Biraz durup buranın bize göre olmadığına karar verdik.

Yürüdük, denize baktık, yakamozları izledik, teknelerden konuştuk, bir drone’u seyrettik. İnsanları gözlemledik, Hint aksanını taklit edip güldük (sanki bizimki çok güzelmiş gibi).

Derken bir kalabalık, müzik… Yaklaştık. Bir anda omuz omuza tutunulmuş bir tren başladı, bizi de içine aldı. Durduğumuzda sahnenin tam önündeydik. Benim ebru kursu verdiğim Juliana şarkı söylüyordu; orkestraysa şen bir Brezilya havası çalıyordu. Meğer o gece Brezilya Festivali varmış. Juliana Frassatti, Brezilyalı çok güzel bir solistmiş.

Cumartesi gecesinden pazar akşamı altıya kadar daha birçok macera yaşadık ama şu an o kadar yorgunum ki anlatacak hâlim kalmadı.

Sonuç olarak:
Gezdik, güldük, hayata karıştık…
Ama okulun başvurusunu zamanında yapamadım.

Müdür bunu pek sevmeyecek.
Aferin bana!

Her şey çok iyi giderken birden kotilik oldu.
Umarım sizde bir yaramazlık yoktur.

Hoşça kalın…

Leave a comment

Leave this field empty
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
Submit

0 Comments

Previous Post Next Post

Archive

Go

Hello! Let's create something great together! - vesileyilmaz1@gmail.com (262) 327 6206  
Crafted by PhotoBiz
Marbling Art Logo
CLOSE
  • HOME
  • CONTACT
  • GALLERY
  • ART BLOG
  • ARTIST BIO
  • MARBLING WORKSHOPS
  • FAIRE MARKETPLACE WHOLESALE
  • TURKIYE'DEN UZAKTA
ETSY