2017
Yağmurlu günleri geride bıraktık. Okuldaki gösterileri alnımızın akıyla bitirdik. Bir hafta sonunda daha oturdum bilgisayarın başına, yaşadıklarımızı aktarmaya…
Bugün kedimizin adoption event’i vardı. Baktığımız kedileri bir yere götürüyoruz; sabahtan öğlene kadar orada kalıyorlar. Kedi sahibi olmak isteyenler de gelip görüp kedileri adopt ediyorlar. Eve 30 km mesafede Ellenbrook diye bir semtteydi kediyi bırakmamız gereken yer. Oraya giderken de Swan Valley denilen harika bir bölgeden geçiyorsunuz. Üzüm bağları, meyve bahçeleri, şelaleleri ve tepeleriyle çok güzel bir bölge Swan Valley. Ayrıca yol üstünde Caversham Wildlife Park da var. Kediyi bırakıp kızlarla oraya gittik. Kanguru besleyip inek sağdık. Pelikan ve penguenlerin komik hareketlerini izleyip çiftlik show’unu izledik. Kuzu nasıl kırpılır, çoban köpekleri sürüyü nasıl bir iki komutla toparlayıp ağıla sokar, hepsini gördük. Sonra izleyicilerden birkaç çocuk sahneye çağrılıp ellerine birer biberon verdiler, sonra da minicik kuzucukları saldılar. Bu kuzucuklar nasıl saldırdılar biberonlara, anlatamam. Defne de seçilen çocuklardan oldu ve kuzucukları besleme şansını elde etti. Hava sabah çok güzeldi, sonra yağmur yağmaya başladı, biz de eve geldik. Kızlar komşu çocuklarıyla evcilik oynarken ben de fırsattan istifade iki satır yazayım size dedim.
Bahar geliyor yavaş yavaş. Bahçemde geçen seneden soğanlarını ektiğim daffodil ve nergis çiçekleri açmaya başladı. Nane, yağan yağmurlarla coştu ve her tarafı kapladı. Çimenlerin yeşili nasıl taze ve canlı bir renk! Her yaprağın üstünde bir su damlası ışıl ışıl parlıyor. “Türkler her baharda yeniden şaşırlar” diye bir söz duymuştum. 10 gün sonra kış resmen bitiyor ve bahara giriyoruz. Daha çok dışarı çıkmak lazım, daha çok temiz hava almak lazım.
Bu arada Kemal ile neredeyse her gün konuşuyoruz. Aradığı andaki ruh halime göre kimi zaman çok umutlu, kimi zaman çok mutlu, kimi zamansa sinirden tepem atmış, hayattan bezmiş bir halde oluyorum. Kızlar, okul ve ev işleri üzerine bir de bitirmeyi hedeflediğim eğitimim, ruh halimin borsa misali inişli çıkışlı olmasına sebep oluyor. Çok erken uyumaya başladım. Akşam 9’da uyuyup sabah 5.30 gibi kalkıyorum. İyi geliyor. Kedi de ayak ucumuzda uyuyor. Onun mırıltısını her duyuşumda aklıma çocukluğum geliyor.
Çocukluğumun bütün yazlarını geçirdiğim Urfa’nın Tülmen köyünde, anneannemin evinin damında taht dediğimiz sedir benzeri yatakta yıldızları izleyerek uykuya dalardık. Gecenin rahatlatan serinliği ve kapkaranlık gecede ışıldayan yıldızlar öyle bir huzur verirdi ki uykuya dalmak pek kolay olurdu. Yine öyle bir gece… Nasıl derin bir uykudayım. Kardeşlerimle paylaştığımız yorganın altında kim bilir ne rüyalar görüyorum. Birden yanımda bir mırıltı duydum. Tam burnumun dibinde bir kedi, mırıldaya mırıldaya uyuyor; sıcaklığı yastığımı ısıtmış, onun karnından gelen ses kulağımda davul çalınıyormuş gibi yankılanıyor. Yatağın diğer ucunda yatan anneanneme yarı uyur yarı uyanık seslendim:
“Nene, burada bir pisi var!!!”
O da yine yarı uyur yarı uyanık cevap verdi:
“At aşağı!”
O gün, 6 yaşındaki uykulu halim yataktan mı at, damdan mı at tam anlayamadan, gözleri kapalı bir halde kediyi ensesinden yakaladı, damın kenarına götürüp aşağı bıraktı. Sabah uyandığımda yaşadıklarımın rüya mı gerçek mi olduğunu anlayamamıştım. Koşarak kediyi damdan attığımı düşündüğüm yere gittim, etrafta ölmüş veya yaralı bir kedi aradım. Hiçbir şey yoktu! Aklım, vicdanım neredeydi? Neden o kediyi damdan attım? Hayvana ne oldu? Hemen aşağıdaki ağaca tutunup daldan dala atlayarak uzaklaştı mı, yoksa damın çıkıntısına indi de oradan mı gitti diye hâlâ düşünürüm. Öte yandan anneanneme sordum, o hiçbir şey hatırlamıyor. Acaba sadece bir rüya mı gördüm, ne oldu bilemiyorum!
Her neyse… Fluffy (kedimiz) her akşam ayak ucumuza kıvrılıp mırlamaya başladığında, damdan attığım bu kedi gelip patileriyle vicdanımın kapısına vuruyor. Geçmişi değiştirmek mümkün değil ama dönüp baktığımda yapmış olmaktan çok rahatsızlık duyduğum şeyler var. Bugüne kadar içimi kemiren, Fluffy’nin gelmesiyle de iyice artan şüphelerimi gidermek için birkaç yazı okudum. Kediler yüksekten atıldıklarında veya düştüklerinde vücutlarını çevirip hep dört ayak üzerine düşerlermiş. Denge ve kas/kemik yapısı da darbeyi emmek üzere evrildiğinden ciddi yaralanmalar ve ölüm neredeyse hiç olmuyormuş. Anneannemin evinin damının en fazla 3 metre olduğunu düşünürsek ve hiç acı bir miyavlama ya da ortalıkta dolaşan yaralı bir kedi fark etmememiz, o gizemli kedinin benim zalimliğimden yara almadan kurtulduğu ihtimalini artırıyor. Yine de bu beni aklamaz.
Olayı Defne’ye anlattım ve bana sarılarak o kedi için ağladı. Buraya niye yazdım bilmiyorum??!??!! Bu satırları okuyorsan ne olur beni affet kedicik, çok üzgünüm…
Leave a comment
0 Comments